Şunu kabul edelim ki hiç kimsenin elinde sihirli bir değnek yok. Yıllardan beri özellikle medya da çıkan çeşitli formüllerle kilo vermenin yolları insanlara sunulmuş ve diyeti uygulayan kişiye porsiyon miktarları önerme mantığı ile kilolarından mutlu olmayan insanlar adeta kobay olarak kullanılmışlardır. Dergi yada gazetede yayınlanan “yeni” zayıflama formülünü uygulayan kişi daha rejimin üçüncü veya dördüncü günü aynı sayfalarda yeni bir “mucize” formülle karşılaşabilmektedir.
Kilo almak veya alamamak durumu kişinin çevresindeki şartların değişmesi ile tetiklenir. Sosyal hayatında meydana gelen ani değişiklikler veya hayatın getirdiği bir takım durumlara karşı kişi bu söz konusu durumlara psikolojik olarak hazır değilse hormon salgılarında meydana gelen değişiklikler sonucu kilo almaya başlar. Genellikle günlük tükettiği besinleri aynı miktarda tüketse bile hormonlardaki değişiklikler sebebiyle beyni vücuda “depola” yani yağ oluştur emri verir. İç güdüsel olarak insan beyni psikolojik olarak hazırlıklı olmadığı bu değişikliklere karşı savunma refleksi olarak geliştirdiği bu yöntem ile depoladığı yağları daha sonra bu ani değişikliklerden kurtulma veya sorunlarla başa çıkma evresinde kullanmayı hedeflemektedir. Çok ender olsa da psikolojik tabanlı iştahsızlık sebebi ile kilo kaybı da görülebilmektedir.
Alışkanlıklar insan hayatına yön verir. Kişinin ne kadar sağlıklı ne kadar iyi alışkanlıkları varsa o kişinin mutlu ve huzurlu bir hayat geçirebileceği yönünde kuvvetli delillerimiz var demektir. Beslenme alışkanlığı adı üstünde bir alışkanlıktır ve değişebilir. Bu değişiklik iyi yönde ve kötü yönde olabilir. Markette gıda alışverişi yaparken bize hükmeden beynimiz değil çoğu zaman beslenme alışkanlıklarımızdır. Uzmanların alışverişe tok karnına çıkın söyleminin altında yatan sebep de budur.
İnsan vücudundaki meydana gelen birçok rahatsızlığın psikolojik sebeplerden kaynaklandığı ispatlanmıştır. Kilo problemi ileriye dönük bir çok rahatsızlığın tetikleyicisi durumundadır. Psikolojik açıdan değerlendirilmemiş bir kişinin sadece diyet yaparak zayıflaması çok zor olduğunu artık bir çoğumuz yaşayarak görmüşüzdür. Çeşitli ilaç ve şok yöntemlerle kişiler çok az miktarda verdikleri kiloları kısa zamanda fazlasıyla geri almaktadırlar.
Naturel Psikolojik Danışmanlık Merkezinde bizler konusunda uzman diyetisyen ve uzman psikolog işbirliği ile danışanlarımıza en uygun ve kişiye özel çözümleri üretip yapılan iyileştirme hamlelerini daha kalıcı kılıyoruz.
Bizimle görüşmeden gereksiz yere aç kalmayın!

   Çocukta ortaya çıkan problem davranışlar, uyum ve dikkat sorunları, stresle başa çıkma, eş ve aile ile yaşanan uyumsuzluk-çatışma, isteksizlik, bedensel şikayetlerdeki artış, genel motivasyon ve başarı güdüsündeki azalma gibi konular aile ve çift terapisinin çalışma alanlarıdır.

  Aile ya da çift olarak danışmanlık hizmeti ihtiyacı, toplumumuzda çoğunlukla “boşanmak” kavramıyla paralel algılanmaktadır. Kişinin yakın çevresiyle, yani ailesi ya da eşiyle ilişki problemi yaşaması oldukça doğal karşılanmaktadır. Günlük hayatın işleyişinde ilişki problemi yaşamanın, bu kısır döngüde ilişkilerimizin ve zamanımızın akıp gidiyor olması psikoterapinin önemli bir konusu haline gelmiştir. Yaşam kalitenizi ve hayat sahnesindeki veriminizi düşüren her sıkıntı, bir uzman bakış açısıyla, üzerine eğilmeye ve zaman vermeye değecek kadar önemlidir. Sıkıntıların birçoğu farkındalık düzeyinde yaşanırken önemli bir kısmı da farkına varılmadan yaşamın her alanına sıçrayarak hızla çoğalmaktadır. Bir çift ilişkisinden örnekle, iletişim temelli bir güvensizlik problemi, bu sıçramalarla çiftin tüm sosyal ve fiziksel yaşam alanını kaplayabilir, çocukların okul yaşantısına dahi yansıyabilir ve çözüm olarak boşanma fikrini düşündürebilir. İlişki ve iletişimlerinizde problem yaşadığınızın farkına vardığınız an, danışmanlık almak için en uygun zamandır diyebiliriz.

  İlişkileri üçüncü bir kişi olarak düşünün ve onları ihmal etmeyin..

Psk. Özge Özyurt